Gönderen Konu: Al birini vur ötekine.  (Okunma sayısı 2727 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kahraman MELEK

  • Kahraman MELEK
  • Rastgele-Der Üyesi
  • *****
  • Kayıt Tarihi: Eyl 2008
  • İleti: 780
  • Cinsiyet: Bay
  • gittim, gordum, tuttum.
Al birini vur ötekine.
« : 24 Eylül 2012 - Pazartesi, 16:30:48 »
Bunun gibi onlarca değim var değil mi.
REALİTE....

Çok eski bir arkadaşım, Kendisinin deneyimlerini, ve çevreden yaptığı alıntılarla bu yazıyı yazmış ve facebook da paylaştı

TABİATI KORUMA"MA" KANUNUNA NEDEN KARŞIYIM?

Tabiatı koruma konusunda yıllardır çalışan, hayatını buna adamış insanlar neden Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma amaçlı bir Kanun meclisten geri dönsün ister?

Son elli yıldır zaten öyleydi ama bugün ülkemizin eşsiz doğası ve canlıları hiç olmadığı kadar tehdit altında. Türkiye’nin %5lik bir kısmına sığışmış Milli Park, Yaban Hayatı Koruma Sahası gibi resmi koruma alanları dahi “kalkınma/ekonomik fayda” gerekçesiyle yatırımlara açılıyor. Türkiye’nin en eski koruma alanlarından Manyas Gölü Kuş Cenneti bile artık havaalanına dönüştürülebilir. Nasıl mı? Yeni Tabiatı Koruma Kanunu sağolsun!

Birkaç yıl önce bir Kanun tasarısı hazırlandı. Adı Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu. Niyet ciddiydi, ilgili sivil toplum kuruluşları da çağırıldı, aylarca çalışıldı, zorlu süreçlerle bazı maddelerde anlaşıldı, bazısında anlaşma sağlanamadı, süreç durdu.

Sonra bir gün, 2012 Mayısında Parlemento’ya bu isimle bir kanun tasarısının sevkedildiğini öğrendik. Açtık baktık, isim aynı ama üzerinde anlaşılan maddeler yok, adeta doğa koruma alanlarını kullanıma açmanın yollarını tanımlamak için baştan hazırlanmış bir tasarı. Nasıl olduysa geçen zamanda “koruma” misyonu rafa kalkmış, tamamen koruma alanlarını yapılaşmaya, yatırımlara açma amaçlı bir metin “Tabiatı Koruma Kanunu” adıyla Meclisin önünde.

Deniyor ki Tasarı “AB’ye uyum” adı altında ve katılımcı bir süreçte hazırlandı. Bizzat bu katılım sürecine şahit olmuş biri olarak diyorum ki Meclise sunulan metin daha önce üzerinde konuşulan metin değil. Öyleyse bu nasıl bir katılım? Ayrıca AB’nin doğanın korunması konusundaki politika ve yasal düzenlemelerinin hiçbirisinin korunan alanları enerji, turizm, madencilik yatırımlarına açmaya izin vermediğini biliyorum. Bu anlamda, söz konusu Tasarı’nın AB mevzuatıyla uyumlu olduğu söylemine kesinlikle inanmıyorum.

Doğal Sit statüleri ortadan kaldırılıp koruma niteliğinden kolayca uzaklaştırılabilecek kurullarla yeniden düzenlenecek. En sıkı korunan koruma alanları, Milli Parklar, Tabiatı Koruma Alanları kamu yararı gerekçesiyle yatırımlara açılabilecek ve daha neler neler.

Bu kanun tasarısının mevcut haliyle ülkemizin doğasını çok kısa bir süre içerisinde geri dönüşü olmayacak şekilde yok edeceğine inanıyorum. Bu alanda uzun yıllardır örnek çalışmalar yürüten birçok sivil toplum kuruluşunun da bu Tasarı’ya bu nedenle karşı çıktığını biliyor ve bu çabalarını yürekten destekliyorum.

İşte bu yüzden Meclisin önünde yasanmayı bekleyen “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği KoruMAMA Kanunu” na karşıyım. Lütfen siz de bu durumu bilin ve “ne güzel kanun, doğamız daha iyi koruyacak” sözlerine kolay inanmayın.

ve bu karikatürü eklemiş


işte alıtı yaptığı kaynak..
http://tabiatkanunu.wordpress.com/

BASIN AÇIKLAMASI

4 Haziran 2012

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

 

TÜRKİYE DOĞASININ SIRTINDAKİ BIÇAK

 

İLK MİLLİ PARKIMIZIN İLANIYLA (1958) BAŞLAYAN KORUMA POLİTİKASI ÇEVRE KOMİSYONU ELİYLE RAFA KALDIRILIYOR!

 

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın ilk 14 maddesi TBMM Çevre Komisyonu’nun 31 Mayıs 2012 tarihli toplantısında bir günde görüşülerek onaylandı. Tasarı, ilgili Bakanların “asıl şimdi doğayı koruyacağız” yönündeki açıklamaları ve ülkemizin AB uyum sürecinin çağdaş beklentilerinin aksine, 1958′den bu yana edinilmiş tüm kazanımları yok ediyor. Yasa Tasarısı’nın 6. Maddesi tüm korunan alanların sınırlarının değiştirebilmesine, daha kötüsü tümüyle kaldırılmasına olanak veriyor. Ayrıca hemen seçim öncesi  (24. Yasama Dönemi) TBMM Çevre Komisyonu tarafından kabul edilen tasarıda bilimsel çevrelerin, ilgili kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve koruma alanlarında ve çevresinde yaşayanların karar süreclerine dahil olması için öngörülen ulusal ve yerel kurulların tümünü tasarıdan çıkarıyor ve katılımcılık yönünden ülkemizi 30 yıl önce hazırlanan yasaların daha da gerisine götürüyor.

 

Bu Tasarı’yla doğal zenginlik açısından öne çıkmış ve tüm dünya ile paralel koruma altına alınmış milli parklarımız, doğal sitlerimiz, yaban hayatı koruma sahalarımız, uluslararası öneme sahip sulak alanlarımız yıllar önce ilan edilmiş olsalar bile yatırımcıların arazi edinme ve işletme taleplerine karşılık elden çıkarılabilecek. Öte yandan, bilim insanları, uzmanlar, sivil toplum kuruluşları veya yöre haklı bundan böyle herhangi bir alanın koruma altına alınması sürecinde söz sahibi olamayacaklar.

5 Haziran 2012 tarihli TBMM Çevre Komisyonu toplantısında geriye kalan hükümlerinin karara bağlanması ve Tasarı’nın yasama dönemi kapanmadan Genel Kurul’da oylanarak yasalaşması bekleniyor. Tasarı’da geçen ve net bir tanımı yapılmadığı için suistimale açık olan “üstün kamu yararı” ifadesi nedeniyle korunan alanlar madencilik, enerji, sanayi, tarım, turizm gibi yatırımlara adeta adres gösteriliyor. Bu yüzden nükleer, HES, baraj, altın madeni, konut yatırımcılarının gözü Çevre Komisyonu’nda. Geçmişte komisyonun tartışma sürecine katılıp öneri ve itirazlarını bildirme fırsatı yakalayan sivil toplum kuruluşları bu kez gelişmeleri TBMM internet sitesinden izlemek zorunda bırakıldı.

74 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olarak; sürecin demokratik, çağdaş ve katılımcı yaklaşımdan uzak; kapalı kapılar ardında yürütülmesini ve Tasarı’yla ülkemizin geleceği için bu derece kritik kararların uluslararası imza attığımız sözleşmelerin ve elde ettiğimiz ulusal birikim ve kapasitenin hiçe sayılmasını kınıyoruz. Ayrıca tüm ülkelerin en üst düzeyde katılımıyla 20-22 Haziran 2012 tarihlerinde Brezilya’da yapılacak Rio+20 Toplantısında dünyamızın korunması için ülke olarak neler yaptığımıza dair söylenecek tüm sözlerin gerçeği yansıtmayacağını, doğal değerleriyle öne çıkan ülkemizin büyük bir yıkım altında olduğunu kamuoyuna açıklıyor, Komisyon toplantısının 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne rastlamasının kamuoyunu yanıltmayı hedeflediğine inanıyor ve bu yöndeki karşı duruşa katılıma çağırıyoruz.


Bir tutku bizi bir araya getirdi. Birlikte yol almanın keyfini yaşıyoruz.